O akşam eşim markete gitmişti, evde baldızım Ayşe’yle yalnız kaldık. Türbanı siyah, uzun eteğiyle salonda oturuyordu ama o eteğin altındaki muhteşem kalçaları her hareketinde belli oluyordu. Göz göze geldik, gülümsedi, “Enişte, ablam ne zaman döner?” diye sordu usulca. Ben de yaklaştım, “Biraz vakit var, gel şuraya” dedim ve onu mutfaktaki ahşap sandalyeye doğru çektim. Ayşe itiraz etmedi, aksine sandalye önüne geçip ellerini dayadı, yavaşça öne eğildi. Eteğini sıyırdım, o muhteşem, koca, dolgun götü ortaya çıktı; beyaz teni, siyah dantelli külotuyla tam bir tablo gibiydi. “Allahım ne götün var senin baldız” diye mırıldandım, külotunu yana çektim ve koca sikimi amına dayadım.
Yavaşça kaydım içine, Ayşe inledi, “Enişte… sessiz ol, ablam duyarsa biteriz” dedi ama kalçalarını geri geri iterek beni daha derine çağırıyordu. Sandalyeye tutunmuş halde domalmıştı, türbanı hafif kaymış, saçları dökülüyordu. Her sokuşta o muhteşem götü sallanıyor, şapır şupur sesler mutfağı dolduruyordu. Ellerimle kalçalarını sıkıca kavradım, tempo tutturdum; “Bu götü sikmek için ölürdüm” diye fısıldadım kulağına. Ayşe zevkten titriyor, “Daha hızlı enişte… sik beni, ablam bilmesin ama sik işte” diye inliyordu. Sandalyenin ayakları gıcırdıyordu, ben hızlandıkça Ayşe’nin inlemeleri yükseliyordu. Sonunda dayanamadım, derinlere boşalırken o da kasılıp titreyerek boşaldı. Hızla toparlandık, eteğini indirdik, türbanını düzelttik. Eşim kapıdan girerken biz masada çay içiyormuş gibi oturuyorduk. O muhteşem göt hâlâ aklımdaydı, bir dahaki sefere yine sandalye üstünde…
Bir yanıt yazın