O akşam loş ışıklı otel odasında siyah türbanlı kadın, adının Leyla olduğunu biliyordum, karşımda diz çökmüştü. Türbanı başından hiç çıkarmamış, sadece hafifçe öne eğilmişti. Gözlerimin tam içine bakıyordu; o koyu kahverengi, nemli bakışlar sanki ruhumu okuyordu. Elini yavaşça fermuarıma attı, çıkardığı anda koca sikimi avuçladı, sıcacık parmakları etrafında dolaştı. “Bak bana… gözlerini ayırma” diye fısıldadı kısık, boğuk bir sesle. Dudaklarını araladı, başını yaladı önce, diliyle daireler çizdi, sonra yavaş yavaş ağzına aldı. Gözlerimin içine bakmaya devam ederek emdi; ileri geri gidip gelirken boğazına kadar sokuyor, çıkarıyordu. Türbanının altında terden ıslanmış alnı, yanakları hafif kızarmıştı ama bakışları hiç kırpılmıyordu. Tükürükleri çenesi boyunca süzülürken bir elimle türbanının kenarından saçlarını tuttum, diğer elimle başını hafifçe bastırdım. “İyi yalıyorsun… gözlerimi bırakma” dedim inleyerek. O da hızlandı, ağzı ıslak ve sıcak, her emişte gözlerimin derinliklerine daha çok kilitleniyordu.
Bir süre sonra kalktı, yatağın kenarına ellerini dayadı ve yavaşça domaldı. Eteğini sıyırdı, siyah dantelli külotunu yana çekti; o dolgun, beyaz kalçaları ortaya çıktı. “Şimdi götümden… hadi, gözlerimin içine bakarken sok” diye inledi. Arkasına geçtim, sikimi tükürükle ıslattım ve yavaşça göt deliğine dayadım. Göz göze geldik yine; başını çevirip bana bakıyordu, türbanı hafif kaymış, dudakları aralıktı. İçine kaydığım anda inledi, “Ahh… derin… gözlerime bak” dedi. Tempo tutturdum, her sokuşta kalçaları sallanıyor, şapır şupur sesler odayı dolduruyordu. Ellerimle kalçalarını sıkıca kavradım, hızlandım. Leyla zevkten titreyerek “Daha sert… götümü dağıt” diye yalvardı, gözlerimi hiç bırakmadan. Ben de dayanamadım, derinlere boşalırken o da kasılıp titreyerek boşaldı. Sonra yavaşça çekildim, o hâlâ domalmış halde nefes nefese bana bakıyordu; türbanı dağılmış, gözleri hâlâ o aynı yoğunlukla üzerimdeydi. O bakışlar, o an, aklımdan hiç çıkmayacaktı.