Bahçenin köşesindeki ahşap bankta oturmuş, Fenerbahçe maçı televizyondan yüksek sesle yayılıyordu. Kocası içeride koltuğa yayılmış, bira elinde “Hadi lan aslanlar!” diye bağırıyordu. Türbanlı karısı Emine ise bahçeye çıkmış, çamaşırları topluyordu; siyah türbanı hafifçe kaymış, uzun eteği rüzgârda dalgalanıyordu. Ben çitin arkasından izliyordum, göz göze geldik. Emine parmağını dudağına götürüp “Şşşt” işareti yaptı, sonra usulca bahçenin daha kuytu kısmına, ceviz ağacının altına yürüdü. Ben de peşinden gittim, kalp atışlarım kulaklarımda.
Emine ağaca yaslandı, eteğini yavaşça sıyırdı; o dolgun kalçaları, beyaz teni ay ışığında parlıyordu. “Hızlı ol, maç bitmeden bitirelim” diye fısıldadı. Ben fermuarımı indirdim, koca sikimi çıkardım ve arkasına geçtim. Emine ellerini ağaca dayadı, hafifçe domaldı. Yavaşça kaydım içine, sıcaklığı içimi titretti. “Ahh… derin sok” diye inledi kısık sesle. Ben tempo tutturdum, her sokuşta kalçaları hafif sallanıyor, bahçenin sessizliğinde sadece şapır şupur sesler ve içeriden gelen “Gollll!” çığlıkları duyuluyordu. Emine başını çevirip “Bak, kocam hâlâ maçı izliyor… hadi izle bizi de” diye fısıldadı. Telefonumu çıkardım, videoya aldım; o koca sikimin her giriş çıkışını, türbanlı başının hafif sallanışını kaydediyordum. Emine zevkten titreyerek “Daha hızlı… boşal içime” diye yalvardı. İçeride maç uzatmalara giderken ben de derinlere boşaldım. Emine eteğini indirip türbanını düzeltti, gülümseyerek eve döndü. Kocası hâlâ ekrana kilitli, hiçbir şeyden habersiz… O video ise hâlâ bende, her izlediğimde bahçedeki o yasak zevk yeniden canlanıyor.
Bir yanıt yazın